Nazar Deyip Geçmeyelim

Nazar Deyip Geçmeyelim

Güneşli günlere hasret kaldığım tatsız Covid 19 günlerinden birinde, sokağa çıkmamızın yasak olmadığı bir gün, sanıyorum bir hafta kadar önce, omzumdaki alışveriş çantamda değişik bir şey taşıyordum. Bir orkide. Pembe – beyaz, alacalı bir orkide. Neden mi? Anneme götürmek için.

Çiçek hastasıdır ve çiçekleriyle tuhaf bir ilişkisi vardır. Sabahın köründe üşenmeyip kalkar ve her gün aynı saatte, perdeleri aralar ki çiçekleri alışık oldukları şekilde ışık alabilsinler. Günün ilerleyen saatlerinde o perdeler yine ayarlanır.

Bu kadar çok çiçek seven birisi olunca, haliyle başkalarının çiçeklerine de tuhaf bakar.

İtiraf etmeliyim, orkidelerimde gözü kalmasın diye ona da bir orkide aldım. Ve tabi onu mutlu etmek için. Mutlu etmeyi seviyorum, huyum kurusun.

Durup dururken capcanlı bir çiçeğinizin öldüğü oldu mu? Veya benzeri başka şeyler?

Benim başıma hep tuhaf şeyler gelir. En sonuncusunu anlatayım.

Kısa bir süre önce, banyo yapıp banyodan çıktığım anı takiben bir patlama sesiyle banyoya geri döndüm. Baktım ki, duvarda asılı çini tabaklardan biri iki metre öteye tam karşı köşeye fırlamış ve parçalanmıştı. Şaşkınlıkla yere eğilip tabak parçalarını topladıktan sonra duvarı yokladım. Tabağın duvar askısı, tabağın içine gömülü olduğu gergi duvarda idi. Tabak gergiden kurtulup fırlamıştı.

Hımmm...

İstanbul'daki bir banyodan Avrupa'ya geçiyorum.

Avusturya-İsveç asıllı, Nobel ödüllü teorik fizikçi Wolfgang Pauli (25 Nisan 1900, 15 Aralık 1958), tarihe “Pauli Effect (Pauli Etkisi)” olgusuyla da geçmiştir. Neden mi? Pauli ne zaman bir laboratuvara girse, laboratuvarda bir facia veya kaza yaşanırmış. Durup dururken, eğer Pauli orada veya yakınında ise, test düzeneği bozulur, yanar, çöker veya benzeri bir olay olurmuş. Araştırmacı Otto Stern, Pauli ile çok iyi arkadaş olmalarına rağmen, bu yüzden Pauli'nin, laboratuvarının kapısından içeri adım atmasını yasaklamış. Fakat, Pauli'nin laboratuvara girmesine gerek de yokmuş etkisinin ortaya çıkması için.

Örneğin, bir keresinde, Göttingen Üniversitesi laboratuvarında test düzeneği sebepsiz yere patlamış. Üniversite'deki yetkililer “neyse ki Pauli burada değildi.” demişler. Fakat sonradan anlaşılmış ki, Wolfgang Pauli tam o sırada trenle, Göttingen ana tren istasyonundan geçiyormuş.

Teorisyen George Gamow'a göre Wolfgang Pauli etkisi onun teorik fizik alanındaki üstünlüğünün bir kanıtı olarak ortaya çıkıyordu. Tıpkı bir sopranonun camı parçalayabilmesi gibi, kendi çevresindeki tüm meslektaşları arasındaki tartışmalarda da korkulu bir rüya olan Pauli (Wolfgang Pauli, sadece 21 yaşındayken Einstein'ın relativite kuramını eleştiren bir makale yazmış ve Einstein'ın kendisinden övgü dolu sözler almıştı) mükemmel bir teorisyen olarak cihazların bozulması üzerinde etki yaratıyordu..

Bu kadar çok olay yaşadığı için kendi etkisine kendisi de inanmış ve bu konuyu terapisti Carl Gustave Jung ile paylaşmıştı. Jung olayı kendi kuramı olan “senkronisite”, tesadüfi olayların nedensiz olarak birbirine bağlanması olarak açıklamıştı.

Pauli ve Jung, Pauli'nin ölümüne kadar süren yaklaşık on beş yıl boyunca birbirleriyle iletişim halinde kalmış ve çok şey paylaşmışlardı. İkilinin birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşan “Atom and Archetype: The Pauli/Jung Letters, 1932-1958 (Atom ve Arketip: Pauli/Jung Mektupları 1932-1958) adlı bir kitap da bulunuyor.

24 Nisan 1948 tarihinde Jung, derin psikoloji öğretmek üzere Zürih yakınında Küsnacht kasabasındaki bir göl kenarında J.G.Jung Enstitüsü'nü kurar ve açılış seremonisine elbette Wolfgang Pauli de davetlidir. Pauli o sıralar Johannes Kepler ve Robert Fludd tarafından yürütülen astronomi çalışmalarının gerisindeki sembolizm üzerine bir araştırma yürütmektedir ve ara verip enstitünün açılış kutlamasına yardımcı olmak ister. Kutlama sırasında ansızın bir patlama sesi duyulur. Nedensiz olarak raftan bir vazo düşmüş, paramparça olmuş ve yerde bir su gölü bırakmıştır.

Pauli vazonun, kendisinin varlığı yüzünden parçalandığını düşünmüş ve bunu daha sonra Jung'a yazmıştır.

Benim şahsen Pauli Etkisi gibi bir etkim olduğunu sanmıyorum. Fakat bende bu mesele tam tersi yönde işliyor. Yani her türlü Pauli Etkisi benzeri etkiye fazlasıyla açığım ve bu nedenle de başıma oldukça tuhaf şeyler geliyor. Jung ile açıklarsam yine senkronisite diyebiliriz. Nasıl olursa olsun, bildiğim şey, tam tersi yönde bende çalıştığı.

Soruna çözüm olarak geçen yıl, yaz tatilinde gittiğimiz dağ köyümüzde, bir bilge köy kadını bana güzel bir akıl verdi. Torunlarından en küçük olanınını kucağına almış ortanca olanın elinden tutmuş diğerini de önüne katmış bayırdan aşağı inmeye kalkınca, “dur! Ordan inme!” diye bağırdım. Sonra da ekledim. “Ordan inerken ayağım kırıldı ya...” Bana döndü ve şöyle dedi: Nazar değdi sana. Sen fazla iyisin. Biraz kötü olacaksın ki nazar değmesin” Buraya bir smayli koyuyorum :-). Çünkü o an da gülmüştüm. Hatta, yanımda duran kızımcım, “çok haklı anne” demişti.

Şu nazar meselesine bir açıklama getirebilmek için “Pauli Etkisi” ni örnek olarak anlatmam konuyu ne kadar aydınlatıyor emin değilim. Hepsi Nobel ödüllü ünlü fizikçiler, Wolfgang Pauli, Niehls Bohrs, Arnold Schrodinger ve daha çağdaş fizikçi Frank Wilczek gibi bilim adamlarının hepsinin metafiziğe, doğu öğretilerine duydukları ilgi, en azından benim de benzer alanlardaki ilgimi doğrulayıp kendimi rahatlatmamı sağlıyor.

Bana öyle geliyor ki, biz insanlar doğa üstü olayların bizde yarattığı o gizemli heyecanı da çok seviyor, onların etkisine inanmayı tercih ediyoruz. Kimbilir?

En iyisi nazar deyip geçmeyelim. Ne olur, ne olmaz.

Featured Posts
Recent Posts
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

WHAT PEOPLE SAY

“Mircan Kaya is freed by her day job as an engineer to pursue her music with a singular vision. Her voice ranges from etheral to dutsy, through pain and joy, always true to some deep and wise river of sound that flows through her to our ears. INSULA may be the deepest yet.” 

 

Atesh Sonneborne, Smithsonian Institution