Bir Zamanlar Suriye

Yıllar önce iş amaçlı gitmiştim Şam'a. Damascus'tur İngilize adı. Şehrin her yanına sızmış olan tarih ve kültürden çok etkilenmiş, çok sevmiştim. Bu kısa süren yolculuk süresince o leziz mezeleri ile başlayan yemek kültürünü, ünlü Şam tatlılarını tanımak şansı da bulmuş, bizim kapalı çarşımıza benzeyen eski çarışısında da gezinmiştim. Sokaklarda ele ele kol kola dolaşan erkekler gördüğümde yadırgamıştım. Sonradan, gay olan bir müzisyen arkadaşım, doğuda erkeklerin birbirlerine art niyetsiz ve arkadaşça, çok daha rahat dokunabildiklerini batılı insanların homofobik olduğunu söylemiş, başka bir bakış açısı ile algılamama yardımcı olmuştu meseleyi. Kaldığım otele yakın, ancak adını hatırlayamadığım o güzel tatlıcıda yediğim tatlıların tadı hala damağımdadır.

Ayrılırken Şam'dan, umarım bir kere daha buraya gelme şansım olur, diye dilemiştim. Çünkü gezilip görülecek çok yer vardı.

Şimdilerde Suriyeyi gelen bombalıyor, giden bombalıyor. Ülkelerini, topraklarını, evlerini, barklarını, işlerini, itibarlarını bırakıp denizler aşıp, sığınacak ülkeler arıyorlar Suriyeli'ler. Üzerlerine yağan bombalardan kaçmak, yaşamak için, yaşamaya devam edebilmek için. Çocuklarını denizlerde kaybetmek pahasıne.

Kim olursa olsun, ne olursa olsun, Suriyeli'nin adı artık "mülteci" sözcüğü ile anılmak zorunda. Ve şimdi Suriye'yi yok edenler, ülkelerini terk etmeye zorlanan Suriyeli'leri ne yapacaklarını, nasıl paylaşacaklarını tartışıyorlar. Sanki bu paylaşım, sorunu çözecekmiş gibi. Sanki açtıkları kapılar, en alt seviyeden vatandaş muamelesi ile ve o yüce, sözde merhametleri ile sundukları yeni hayat Suriyeli'lere ülkelerini, topraklarını, evlerini, barklarını, işlerini, itibarlarını, tarihlerini, kültürlerini geri verecekmiş gibi.

Yazık, çok yazık.

Featured Posts
Recent Posts
Search By Tags
Follow Us
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

WHAT PEOPLE SAY

“Mircan Kaya is freed by her day job as an engineer to pursue her music with a singular vision. Her voice ranges from etheral to dutsy, through pain and joy, always true to some deep and wise river of sound that flows through her to our ears. INSULA may be the deepest yet.” 

 

Atesh Sonneborne, Smithsonian Institution