Okyanusta Damla Damlada Okyanus

Kaybettiğinizde, ihanete uğradığınızı anladığınızda, insanlarla baş koyduğunuz yolların çıkmaz olduğunu gördüğünüzde, kendinizi yağmur altında, çamurlu bir yolda yalnız başına yürümekte olan bir insana benzettiğiniz zamanlar ne yapıyorsunuz?

Genellikle bu tür olaylar, bilirsiniz, insanlarla yürütülen işlerde gerçekleşir. Dünyevi olaylarını kötü gidişatındaki bu tür pik noktalar bende her zaman bir tokat etkisi yaratıp özüme geri dönmemi sağlıyor. Birdenbire, gözlerim açılıp, bir süredir bulanmış ve güzellikleri göremez olmuş bakışımı netleştiriyor. Ve iç sesim fısıldamaya başlıyor.

Kaybedilmiş dünyevi şeylere kafa yorma, elinde olan gerçek şeylere bak. Çünkü gerçek, neşenin, yaşama sevincinin özüdür. Dış koşullara, başka insanlara bağlı olmayan ve özünde var olan şeyler nelerdir, onlara bak. Ve sonra, tek tek yoklamaya başlıyorum. En başta sevgim. Sevdiklerime duyduğum sevgim. İçimdeki yaratıcılık. Hep var olan yaratıcılık. Doğa, yaşamın, evrenin sonsuzluğu ve bu sonsuzluğu hissedebiliyor olmam.

Sabırla olgunlaştırdığım şu ekşi maya ve bu mayayla yoğurduğum ekmek. Yoğururken ellerimde, tenimde hissettiğim o canlılık. Evi saran tatlı-ekşi ekmek kokusu. Hayatın özü.

Kendini özünle sar, özüne sığın. Orada sonsuzluk var. Sen her şey olabilirsin. Sen hiçbir şey olabilirsin. Okyanusta bir damlacıksın evet ancak unutma damlanın içindeki okyanussun. Hiç olmakla her şey olmak arasında bir ayrım yok. Bu sonsuzluk demek.

İşte iç sesim bana bunları söylüyor. Yazıyor, çiziyor,okuyor, çalışıyor,, söylüyorum ve ben hayatı sevmeye devam ediyorum.

Featured Posts